Yüz Yıllık Yalnızlık
- Cemal Muhsin Bulut

- 19 Nis 2024
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 13 Oca
Edebiyat dünyasında Nobel dahil en çok prestijli ödülünü tek tek toplamış bir eseri sizlere önereyim istedim sevgili okur. Yüz Yıllık Yalnızlık…
Gabriel Garcia Marquez'in eserine ve anısına büyük saygısızlık. Orospu çocuğu kapitalizm, orospu çocuğu besleyicisi Netflix...
Çünkü soruyorlar Bay Marquez'e "Bu kitap Hollywood çevrelerinde sinemaya dönecek mi?" diye. "Hayır istemiyorum." diyor. "Her okurun kafasında farklı canlanacak karakterler var. Okurun kurduğu gibi kalsın. Bir tek kişinin (yönetmenin) yorumuna ve kalıbına sokulmasını istemiyorum."
Yüz Yıllık Yalnızlık
“En sevdiğin kitap hangisi Hüseyin abi?”
“Bilmem. Bir sürü kitap var sevdiğim. Düşüneyim…”
Hüseyin abiyle konuşurken konu değişti. Yaklaşık 15-20 gün sonra annemin işlettiği lokantamsı cafe’de karşılaştığımızda verdi bana sorumun yanıtını.
Kahvesini masasına götürdüm. “Afiyet olsun abi.” dedim.
“Yüz Yıllık Yalnızlık” dedi ve yan sandalyedeki çantasınına elini daldırıp Kitabı bana uzatırken yüzümde “ne demek istiyorsun anlamadım?” bakışını görmüş olacak ki “Sormuştun ya! En sevdiğin kitap hangisi diye.” hatırlattı.
Uzattığı kitabı elime alıp kapağına bakındım. Bazı sayfaların köşeleri kıvrılmış, eskimiş… “Düşüneyim demiştim. Okumayı sevdiğim çok kitap var ama sanırım hiçbirini bu kitaptan daha fazla sevmiyorum.” dedi.
Yaşım 19’du… Hüseyin abinin tıpkı aynısı olmak istiyordum. Görgülü, saygılı, güçlü, şefkatli, merhametli, zeki, bilgili, entelektüel… 19 yaşımda okuduğum bütün kitapları Hüseyin abime borçluydum. Elbette sonraki yaşlarımda okuduklarımı da… Öğrendiğim ve olduğum bir çok şeyi Hüseyin abime borçlu olduğum gibi...
Bu kitabı ilk okuduğum günden bugüne kadar hep çok sevdim. Gabriel Garcia Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık adlı bu eserinde aile denen şeyin aynı anda sevgi ve nefret, karmaşa ve düzen, telaş ve dinginlik, zor ve kolay, iyi ve kötü olabildiğini öğrendim. İnsanın arzuladığı şeylere erişmek için çabalamak zorunda olduğunu öğrendim. Ne kadar çabalarsa çabalasın, arzuların ve hayallerin insanın beklediği şekilde gerçekleşemeyebileceğini öğrendim.
Ve insanların başkalarıyla birlikteyken de yalnız olduğunu…
Dört kez okudum bu kitabı. Her defasında başka bir kitaba benzemeyen bir kitap okuduğumu hissettim.
Yedi kuşak boyunca hikayesini okuduğumuz romanda Buendia ailesinin her bir ismi, sanki etrafımda var olan kişilermiş gibi tanıdık geldi. Çünkü arkadaşlar, gerçekten de öyledir. Varoluşun evrensel temalarıyla harmanlanan öykünün içinde herkes kendinden bir şey bulabilir. Herkesin etrafında, hatta ailesinde Albay Aureliano gibi idealist, Jose Arcadio gibi hayalperest, Ursula Iguaran gibi güçlü ve fedakar insanlar vardır. Herkesin etrafında romanın çeşit çeşit karakterlerinde olduğu gibi aşk, ihanet, savaş, ölüm ve yalnızlıkla yüzleşen tanıdıkları vardır.
Büyülü olaylar ve zaman akışının bozulması, romanın özgün atmosferine çeker insanı. Bu eser insan olma krizini büyülü gerçeklikle sorgularken, Latin Amerika tarihi ve kültürüne dair de önemli bilgiler doldurur okurun zihnine.
Gabriel Garcia Marquez, bu eseriyle edebiyat dünyasında "Büyülü Gerçeklik" yazın türünü ilk kez okurla buluşturan yazardır. Yazarlarına saygı duysamda fantastik öğelerle oluşturulan öyküler okumaktan pek hoşlanmıyorum. Hayır yalan söyledim. Fantastik edebiyat türünden hiç ama hiç hoşlanmıyorum.
Ancak bu kitapta Küçük Macondo kasabasında olan garip şeyler, hiçte garip değilmiş, çok normal bir şeymiş, tam da olması gereken bir şeymiş gibi aktarılır. Örneğin, kasaba reisinin yirmi yıldır bir ağaca bağlı olarak yaşaması hayatın akışında normal bir şeydir kasabalılar için. Olağandışılık yoktur.
İlk 50-100 sayfada sıkılıp, daralıp kitaptan vazgeçmeden okuyabilirseniz (Sosyal çevremde bu kitabı sonuna kadar okuyan sadece üç kişi var.) muazzam bir edebiyat eserini sonuna kadar okumaya devam edecek kadar etkileneceksiniz.
Yedi kuşak aile bireyleri, uzun ve benzer isimler, fantastik öğeler, duygu geçişleri, zaman akışındaki kesintiler… Zor bir kitap mı? Kolay bir kitap demeli miyim emin değilim. Kitap analizlerini incelerken üçüncü bölümden sonra hikayeye girebilen, karakterlerle bağ kurabilen insanlar olduğunu gördüm.
Kitap Hakkında
Yüz Yıllık Yalnızlık 1967 yılında yayınlanmış bir romandır. Gabriel Garcia Marquez’in bu eseri, büyülü gerçekçilik türünün ilk örneklerinden biri olarak kabul edilir. Buendía ailesinin yedi neslini anlatan etkileyici bir hikayedir.
Bay Marquez, henüz çocukken büyük annesinden dinlediği bu hikayeyi kurgu ve gerçek unsurlarla ustaca harmanlayıp kitaplaştırmıştır. Dili oldukça şiirsel ve metaforiktir. Dolayısıyla okuruna her sayfada bir rüyanın içinde olduğu hissini vermektedir.
Roman, aşkın ve kaybın insani ölçülerini gözler önüne seriyor. Buendía ailesinin üyeleri, sevdikleriyle olan ilişkilerinde birçok zorluk ve trajediyle yüzleşmek zorunda kalıyorlar. Aile üyeleri, birbirlerinden ve dış dünyadan kopuk bir şekilde yaşıyorlar. Hatta romanın ana temasının yalnızlık olduğunu söylesem abartmış olmam sanırım.
Aile büyüklerinin geçmişteki hataları ve günahları, gelecek nesilleri nasıl etkilediğini gördüğümüz romanda zamanın döngüsel doğası gerçeklikle yüzümüze çarpıyor.
Ayrıca Buendía ailesinin hikayesi, tarihi ve siyasi arka planında, Latin Amerika'nın sömürgecilik, diktatörlük ve iç savaş gibi zorlayıcı geçmişini yansıtıyor.
Yüz Yıllık Yalnızlık, herkesin farklı bir şekilde yorumlayabileceği, insana, aileye, topluma ve politikaya gerçeklikle değinen zengin bir eser. Kitabı her bitirdiğimde kendi hayatım ve varoluşum hakkında derin düşüncelere daldığımı söylemeliyim.
Cemusal
Yüz Yıllık Yalnızlık adlı kitap için Oğuz’um Atay’ın Tutunamayanlar’ı kadar faşizan değilim. Ancak Yüz Yıllık Yalnızlık adlı eser için "okuduğum en etkileyici ve unutulmaz romanlardan biri." diyebilirim. Marquez'in yazım dilini ve hikaye anlatımını büyüleyici buluyorum. Romanın karakterleriyle derin bir bağ kurmamı sağlayan şeyin Bay Marquez'in şiirsel dili ve metaforları olduğunu düşünüyorum.
Yüz Yıllık Yalnızlık, edebiyatla ilgilenen herkese “Seni hem duygusal hem de entelektüel açıdan etkileyecek.” dediğim bir eserdir.
Ancak elbette ki Yüz Yıllık Yalnızlık bazıları için başucu eseri ve edebi bir şaheserken, kimileri için abartılmış bir kitap olarak nitelendiriliyor. Klasikleşmiş ve dünya çapında ses getirmiş bir çok eserde olduğu gibi bu kitap için de birbirinden çok farklı bakış açıları var.
Her okurun edebiyattan beklentisi ve zevki farklıdır. Bazı okurlar büyülü gerçekçilik tarzını ve çoklu karmaşık hikayeleri severken, kimileri daha yalın ve gerçekçi eserleri tercih ediyor. Ayrıca Nobel Edebiyat Ödülü gibi ödüllere layık görülmüş eserlerin bazı okurlarda yüksek beklentiler oluşturduğu da bir gerçektir. Dolayısıyla Yüz Yıllık Yalnızlık adlı eserin sembolizmi her okurun zevkine hitap etmeyebilir.
Ve hep söylerim, coğrafya kaderdir kardeşim... Latin Amerika, dünyanın geri kalanı için kapalı bir kutudur. Mesela sokakta 10 kişiye Arjantin’in başkentini sorun, dokuzu bilmez. Uruguay’ın, Şili’nin, Paraguay’ın başkentini 100 kişiye sorun 99’u bilmez. Güney Amerika Kıtasında 17 ülke vardır ve herkes bu ülkelerin hepsini sayamaz. Bu arada ben sayarım ve hepsinin başkentini biliyorum fakat Marquez, Cortazar, Bolano, Arreola kitaplarıyla toplumsal yapıları oluşturan dinamiklerin belki de çok çok çok azını biliyorum. Sabah akşam Survivor izleyip Dominik Cumhuriyet'ini Afrika'da zanneden çoğunluk için gereğinden fazla mütevazi olabilirim :)
Şunu anlatmak istiyorum; bir eseri oluşturan hikayenin geçtiği coğrafyaya, tarihine ve kültürüne aşina olunmadığında okuyucular, karakterlerin motivasyonlarını ve hikayenin arka planını tam olarak kavrayamıyor, akıştaki duyguları anlamlı bulamıyor olabilirler. Kaldı ki bu kitabın aktarıldığı dönemler için yazarın işlediği bazı siyasi ve toplumsal mesajlar, günümüzde o coğrafyanın yapısal ve politik değişikliklere uğramasından ötürü etkisini yitirmiş. Bugünün bakış açısıyla hiçbir anlam ifade etmeyebilir okurlarda. Kitapta geçen politik unsurlar için "Bu kadarı da abartı." diyenler; bilsin ki o coğrafyada yaşananlar kitaptaki haliyle, o coğrafyanın gerçekliğidir. 1989 yılında Avrupa'nın doğusunda, Nikolay Çavuşesku ve eşi Elena'nın kurşuna dizilerek idam edildiğini unutmayın.
Kitabı seven var, sevmeyen var, yarım bırakan var, tekrar tekrar okuyan var. Çünkü sanat eserlerinin yorumu özneldir. Her okurun kitabı farklı bir şekilde algılaması doğaldır. Her kitap gibi bu kitabı okurken de kendi zevkinize ve yorumunuza güvenmenizi tavsiye ederim.
Ama Oğuz Atay eserlerini okuyup Tutunamayanlar’ı “başucu kitabım” demeyenle olmaz, Oğuzu’m Atay’ın eserlerini sevmeyenlerle hiç olmaz. Bunun altını kalın kalın çizeyim.
Hüseyin abimi rahmetle anar, bu sayfayı okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim.
Cemal M.B.

Kimse benim Oğuz Atay, Hakan Günday, Ali Lidar, Emrah Serbes, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Messi hayranlığımı sorgulayamaz.



Yorumlar