Kadınlar / Charles Bukowski
- Cemal Muhsin Bulut

- 27 Ara 2023
- 4 dakikada okunur
"Aşırı hız yapan hayaller, gerçeklere çarparak durur."
Charles Bukowski ve Henry Chinaski
Henry Chinaski, Charles Bukowski'nin çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladığı şiir ve öykülerde, ayrıca kaleme aldığı altı romanın beşinde yer alan karakterdir. Kendisiyle özdeşleşen bu karakterin tam adı Henry Charles "Hank" Chinaski'dir.
Yazar Henry Chinaski karakterinin ismini, babasının adından (Henry) ve yine babasının Polonyalı (Polski) uyruğuna ithafen oluşturmuştur. China kısmı ise Bukowski'nin Çin (China) sevgisinden geliyor. Henry Chinaski karakteri, edebiyat dünyasında bilinen en mükemmel antikahraman olarak Bukowski'nin eserlerinde hayat bulmuştur. Beyazperdede ise Barfly, Hank Chinaski ve Factotum adlı sinema yapımlarında ana karakter olarak karşımıza çıkan isim olmuştur.
İyi ki bu adamın kitaplarını defalarca okumayı seviyorum da bir daha hiçbir zaman yeni bir kitabını okuyamayacak olmanın acısını çekmiyorum. Evet arkadaşlar, bazı yazarların yeni bir kitap yazamayacak kadar ölü olması gerçekten acı verici bir şeydir.
Kitap Hakkında
Bukowski'nin Kadınlar adlı eseri, yazarın hayatına giren kadınlarla yaşadıklarını kurgusal bir dille aktardığı roman türünde bir eser. Ana karakterimiz tabii ki Henry Chinaski.
Bukowski, Chinaski'nin kadınlarla olan ilişkisini olabildiğince cinsiyetçi, kaba, itici ve aşağılayıcı tasvirlerle anlatıyor. Hatta cinselliğin geçtiği satırların pornografik düzeyde ve +18 olduğunu ifade etmeliyim. Bu yüzden bu kitabın dünyanın en kötü kitaplarından biri olduğunu düşünenleri anlayabiliyorum. Ancak yeraltı edebiyatının bu dünyadaki bir numarası olarak adlandırılan Charles Bukowski'nin hayatının kısa bir dönemini kaleme aldığı bu yarı-otobiyografik kurgu olan romanını yazmaya başladığında aldatılmış, boşanmış, alkol batağına saplanmış olduğu için derin bir öfkeyle kaleme aldığını söyleyerek kendisini savunanlar var. "Sanki bu dünya bir tek Charles Bukowski'ye zor." demekten kendimi alamıyorum. Kitabın irite edici yönleri olduğu kesinlikle bir gerçek. Özellikle yabancı edebiyat kaynaklarına baktığımda hikayenin akışında genellikle seks, at yarışı, küfür, seks, küfür, at yarışı, seks olarak bir kısır döngü içinde olduğu eleştirileri de gördüm. Bence bu tespitlerde gerçek.
Tüm bu eleştirilere ek olarak katabileceklerim ise yine hikayenin akışında Chinaski'nin kadınlar üzerinde baskın rol üstlenmeyi çok zorlaması, tüm kadınları bir seks objesi olarak görmesi, buna rağmen aşkı arayan bir adam olmasını romantikleştirme çabası.
Tüm bu olumsuzluklara ve eleştirilere rağmen benim bu kitabı okumaktan keyif aldığım noktalar ise şunlar arkadaşlar;
Bukowski kendince zor zamanlardan geçtiği gerçeğinden hareketle kendisini de yerden yere vuruyor. Henry Chinaski her sendelediğinde hayatını çocukluğundan itibaren yeniden sorguluyor. Evet tüm kadınları sadece birer bedenden ve seks objesinden ibaret görüyor olsa da aşkı arıyor. Çünkü çocukken uğradığı istismarı irdelediği satırlar çok etkileyici ve neden bağlanmak arzusu duyduğunu da tüm gerçekliğiyle önümüze seriyor. Chinaski yine aynı nedenle kadınlarını nasıl seveceğini bilemiyor. Bu sevme ve bağlanma beceriksizliğini ifade ettiği "Ben az ya da çok, kimseye verecek hiçbir şeyi olmayan başarısız, çiseleyen bir bokum." sözleriyle kendisine duyduğu güvensizliği saldırganlığıyla özdeşleştiriyor. Bu özgüven eksikliği ile oluşan saldırganlığı günümüz insanında görmek mümkün.
Hiç şüphe yok ki Henry denen adam özensiz, sefil, kaba, sarhoş, azgın bir orospu çocuğu. Bunu kendisi de söylüyor. Henry bir kadın düşmanı değil. Henry kendi dahil tüm insanların düşmanı. Bu kitabı feminist düşüncede değil de hümanist düşüncede eleştirmek sanki daha doğru olur bence. Özetle; Biliyorum ki okurların büyük çoğunluğunun gördüğü tek şey kadın düşmanlığı. Hank'in neden insanlardan nefret ettiğini çok az okur görüyor. Bu şimdiye kadar okuduğum en iyi Bukowski kitabı değil. Ancak gerçek bir Amerikan özgürlükçülüğünün insanlar üzerinde oluşturduğu yozlaşma ve çürümeyi gözler önüne seren en etkili kitap.
Bu kaba saba, saldırgan, öfkeli ve çapkın bir adamın hikayesi değil. Her sabah yatağında uyandığında ruhundaki yorgunluğu, beynindeki gümbürtüyü ve kalbinde yer edemeyen sevgiyi acının ve tutarlılığın hikayesi olarak yaşıyor Chinaski. Hayatı zahmetli adımlarla ve isteksizce yaşayan bir adamın hikayesinden başka bir şey değil bu kitap.
Teknik;
Teknik yok, taktik yok. Bukowski yeraltı edebiyatı türünde bir yazar değil, tam bir yıldız olmanın gereğini her satırda yerine getiriyor. Olmak istediği şeyle olduğu şey arasındaki mesafede yok oluşa sürüklene karakterin öfkesini monolog tarzda anlatıyor. Üslubu kimi zaman saldırgan, kimi zaman kırılgan ama her iki tarzıyla da sert ve çarpıcı.
Anlatım genellikle basit bir dil kullanımı üzerine kolay okunabilir şekilde oluşmuş. Ayrıca kaba ve sert ifadeler, argo kullanımı ve açık cinsellik içeren anlatımlar okuyucuyu zorlayacak kadar gözlerimize çarpıyor.
Uyarı
Bu kitabı okuyanlar arasında en çok, memnuniyetsiz insanlar, tembel insanlar, sorumluluktan kaçan insanlar, daha kötüsünü hak etmesine rağmen daha iyisini hak ettiğine inananlar, doyumsuz ve tatminsiz insanlar kendisinden çok şey bulacak ve bu nedenle çok rahatsız olacaklar.
Kitabın Özeti Mahiyetindeki Cümle
"Kendimi özel biri zannetmiştim. Çünkü 50 yaşında fabrika işçiliğinden çıkıp şair olmuştum. Çok küçük bir şöhret edinen, sarhoş, şımarık, çürümüş bir pisliktim."
Kişisel
Bu kitabı seviyorum; Çünkü şimdiye kadar Bukowski'nin Kadınlar adlı kitabındaki kadar hiç kimse, en azından benim okuduğum kadarıyla hiç kimse içindeki kötülüğü bu kadar gerçek, bu kadar tutkulu ve bu kadar dürüstlükle yazmıyor. Popülerlikten uzak, edebi modaya ve trendlere karşı duruşunu açıklıkla sansürsüz ve tetikleyerek yazıyor. Duygulardan korkmayan, düşüncelerini saklamayan hatta örtmeye ve yumuşatmaya dahi tenezzül etmeyen bir adam görüyorum bu eserde...
Bu kitabı sevmiyorum;
Çünkü Chinaski'nin insanlıktan yoksunluğu olarak algıladığım tutarsızlığı zaman zaman bozuk plak gibi tekrarlıyor.
Ana Fikir
Bu kitaptan çıkarılacak şey; İçki kadehleri arasında kaybolan içgörünün ve empatinin bir insanı başka insanlara hem muhtaç hem de öfkeli hissettirdiğidir. Hayat olağanüstü derecede boktan olabilir, ancak koşullar ne olursa olsun, hepimiz sevmek ve sevilmek isteriz. Tutkumuzu buna yönlendirirsek, başımızı birkaç derin nefes alacak ve hayattan zevk alacak kadar uzun süre suyun üzerinde tutabiliriz.
Okumanızı tavsiye eder, sizden daha kötü bir insanla tanışmanın tadını çıkarın derim.
Cemal Muhsin Bulut




Yorumlar