Bitik Adam / Thomas Bernhard
- Cemal Muhsin Bulut

- 10 Ara 2023
- 3 dakikada okunur
“Her şeye ancak belli bir mesafe koyarak katlanabiliyordum.”
“Soğuk” adlı kitabında bu cümleleri okuduğumdan beri kibirli dünyama eşlik ederek adeta kişisel çığlığım haline gelen yazarlardan birisidir Thomas Bernhard.
Kitap Önerilerine Giriş
Kitap ve okuma önerisinde bulunamıyorum insanlara ben. Çünkü bazı yazarlar var; kendileriyle neredeyse her konuda aynı yerlerde buluştuğum için asla objektif olamadığım yazarlar bunlar. Sanırım fikirlerimi, düşüncelerimi, duygularımı yansıttığı için eserlerini okurken kendimi bulduğum değil, duygu ve düşüncelerimde haklı olduğuma inandırdıkları için egomo beslediğime inandığım yazarlar…
Mesela Bukowski, Bernhard ve Perec… sonra Ali Lidar, Hakan Günday ve Emrah Serbes… aynalı bir odada kendimleyim sanki bu insanları okurken. Biraz yankı odası diyebiliriz, belki biraz false consensus denen yanlış fikir birliği durumudur… belki de concorde etkisi… Ne dersek diyelim bu insanların kaleme aldığı öfkenin, kaygının, karamsarlığın derinliğini etkileyici ve sarsıcı buluyorum. Herkesin böyle bulması mümkün değil gibi geliyordu bana. O yüzden okuduklarımdan etkilenerek başkalarına kitap önermek konusunda hep çekimserdim ben...
Ancak Ali Lidar'ın Edebiyat Atlası serisinde ifade ettiği "Ben ne bulduysam onu paylaşmak istedim. Çünkü bulduklarım benim anlatamadıklarımı anlatıyordu." cümlesini okuduğumdan beri bir yerlerde insanlara hangi kitaptan nasıl etkilendiğimi ifade etmek arzusu doğdu.
Hazırsanız başlıyorum.
Bitik Adam
Bazı yazarlar var, kitaplarını okumaya başladığınız andan itibaren o kitabı başka insanlara bir tek umutlu cümle kurmadan nasıl aktaracağınızı bilemez, yarattığı kasveti nasıl anlatacağınızı kolay kolay bulamazsınız. Bernhard’ın neredeyse tüm eserleri gibi “Bitik Adam” adlı kitabı da böyle.
İşte aynı derinlikte, aynı etkiyi, yine aynı sarsıntıyla hissettiğim muhteşem bir kitap bence “Bitik Adam.”
Bu kitabın okuma eylemi için şahane bir deneyim olduğunu düşünüyorum.
Teknik;
Bernhard, dil ve anlatımıyla okuyucuyu keskin bir içsellik yolculuğuna çıkaran en iyi yazarlardan birisi bence. Eserini monolog tarzda, karamsar bir tonda ve güçlü bir anlatım diliyle kaleme almış.
Ana karakterin iç dünyasını, düşüncelerini ve çevresine yönelik eleştirilerini aktarıyor okuyucuya. Üslubu sıra dışı ve bazen rahatsız edici olsa da “kendini düşün ve sorgula.” diye bastırarak gerçeklikle yüzleşmeye cesaret veriyor.
Hikaye;
Yaslı bir monolog ile anlatıcı, Glenn ve Wertheimer adlı üç arkadaşı anlatıyor bize. Birbirlerine benzer karakterdeki bu üç arkadaşın ortak noktası piyano tutkuları. Hikaye, anlatıcının Wertheimer’in intihar haberini almasıyla başlıyor.
Glen bir "dahi virtüöz" adayıdır. Anlatıcı Glenn’in yeteneği karşısında kendisini yetersiz hissederek Felsefe ve Edebiyata yönelir. Ama Wertheimer, kendi yeteneğinin Glenn gibi ustalık seviyesinde olduğunu düşünmektedir. Ve hikaye bu ego çarpışmalarının etkisiyle şekillenir. Dönemin insanlar üzerinde yarattığı tahribatı görmeyi de mümkün kılan bir eser...
Üç karakteri deli, normal ve dahi olarak tanımlamak mümkün. Hangisi hangisini ifade ediyor anlamış olmalısınız. Karakterlerin birbirine benzerliğinin yıllar içerisinde varoluş, kompleksler ve bencillikle nasıl ayrıştığını bu denli güzel aktarabilen bir kalemle okumanın hazzını yaşamalı tüm kitap severler.
Not: Bernhard’ın hikayesindeki Glenn, Kanadalı piyano virtiözü Gleen Herbert Gould. Ama hikayenin gerçekliğine dair hiçbir bilgi yok. Hatta Bernhard ve Gould arasında bir bağ olduğuna dair bilgi de yok. Gould’un sanatından etkilendiği için bu hikayedeki karakterlerden birine bu ismi verdiği ifade ediliyor.
Kitabın Özeti Mahiyetindeki Cümle
"Bana en iyiler arasında olmak yetmiyordu, en iyi olmak ya da kimse olmamak istiyordum."
Kişsel
Bir akademisyen şıllık vardı ve Bernhard üzerine konuştuğumuzda yaptığım yorumu “Bernhard’ı sadece öfkesi ve tepkiselliğiyle değerlendirmek bence yüzeysellik olur.” diyerek aşağılamıştı. Haklı olabilir. Bütün dünyanın Edebiyatın Öfkeli çocukları diye tanımladığı Bernhard ve Bukowski pamuk ruhlu, minnoş kalpli birer ihtiyar olabilir. Körümdür. Ve olanca körlüğümle hissettiğim derinlik, ben ya da bana kadardır belki… Kendisi konuya “Annesine, babasına, ülkesine, halkına duyduğu öfke…” diyerek girmişti ama olsun. Sonuçta entelektüel kompleks diye bir şey var değil mi? Bernhard’ın “İnsanın kendisini hiçbir zaman görmediği karanlık.” dediği şey… Akademisyen şıllık ve ben de kendi karanlığımızda debeleniyorduk işte…
Sizin ne bulacağınızı bilmiyorum :) İyi okumalar diliyorum. (Beni övmeyin. Eleştirilerinizi paylaşın da daha güzel kitap önerisi sunmaya çalışayım gencolar...)
Cemal Muhsin B.




Yorumlar